14 Ekim 2013 Pazartesi

burası da kars değilmiş

Telefon çaldı.
‘’Annen öldü.” dedi karşıdaki ses.
‘’Hasta değil mi?’’ dedim.
‘’Hayır, öldü’’ deyip telefonu kapattı.
Arayıp yalan söylerlerdi genelde. ’’ Annen hasta’’ falan derlerdi. İnsan içten içe bilirdi gerçeği ama kendine itiraf edemez hasta annesini görmeye gidiyormuş gibi yola koyulurdu.
Mutfaktan sakin adımlarla odama gidip eşyalarımı topladım. Hasta annemi görmeye gidecektim. Yanıma Kafka’nın Günlükler’ini ve birkaç kıyafet aldım. Evden çıkıp bir taksiye atladım.
‘’Terminale gidiyoruz arabada sigara içebilir miyim?’’ diye sordum. Onaylarcasına bir sigara da taksici yaktı. Terminale girince kurulmuş robot gibi herhangi bir otobüs firmasına yaklaştım. İlk otobüs yarımdaydı ama cam kenarı yoktu. 12:20’ yi bekledim. İki sigara içtim üst üste. Sanki bir şey unutmuştum da hatırlayamıyordum. Bir sigara daha yaktım. Üç dakikası kalmıştı, otobüse bindim. Dokuz numarada başka bir kadın oturuyordu. Oldukça şişman bir kadın. ‘’Geçebilir miyim?’’ diye sorduğumda ‘’Ne olur koridor tarafına oturursan?’’ dedi. ‘’Ebenin amı olur orası benim yerim’’ diyecektim ki ‘’Beni otobüs tutuyor’’ dedim. İnanmamış huysuz bir tavırla koridora çıktı böylece yerime geçebildim. Kafamı çevirdiğimde yanımda başka bir kadın vardı, şişman menopoz teyze arkadaşıyla yer değiştirmiş. Kitabımı çıkarıp okumaya başlayacakken yine o bir şey unutmuşluk hissi çöktü içime. Hatırlayamadım. Ne annemi düşünüyordum, ne evdeki kalabalığı ne de annemin ölüm hastalığını. Kafka, umutsuzluktan bahsediyordu sıklıkla. Kitabın elli dördüncü sayfasına şunu not ettim: ‘’Öyle dürüst ki yaşadığın umutsuzluk, insanlığımdan utandırıyorsun beni Kafka.’’
Kitabı kapattıktan sonra sırf unuttuğum şeyi hatırlamamak için hız problemleri çözmeye başladım içimden. İki araç 120 km/saat hızla 3 saatte aldığı yolu 90 km/saat hızla kaç saatte alır?

Bu yaşıma kadar çok yolculuk yaptım. Öğrencilik hayatım ve sonrası yollarda geçti. Ne zaman muavin bana doğru yaklaşsa Zeki Demirkubuz filminin repliği geliyor aklıma ‘’Kalk abi Kars’a geldik.’’ Yine aynı şey düşünüyordum ki bizim muavin, ‘’ E ee nnnee ii çer sii niz?’’ dedi.  Kekeme insanların yerine konuşmak istemişimdir hep. Sırf çocuğu daha fazla yormamak, kendime acı çektirmemek için ‘’Bir sade, şekersiz kahve, yiyecek istemiyorum’’ dedim. Bunca yıldır kahvemi şekersiz içmeme rağmen hiçbir sade kahve isteğim ‘’Şekersiz mi?’’ sorundan kurtulamamıştır. Ben de ‘’Be amına koduğumun evladı sade kahve yerine salt kahve mi demeliyim’’ derim içimden. Kahvemin kokusunu içime çekip bir yudum aldım.

Öğrencilik yıllarımın otobüs yolculuklarında müzik dinler sonu umutlu biten hayaller kurardım. Kulaklığı takıp ekrandan şarkı seçmek istedim ki dokunmatik ekran özürlü parmaklarım yüzünden tanıdık olmadığım bir ses duydum. Umursamadım. Kulağımdaki sesin ‘’İçimde bir sızı var göğsümde büyür anne’’ diye haykırışının ardından kendimi toparlamaya çalıştım. Kulağımdaki ses devam etti, ‘’ Koskoca bir şehirde yalnızım yine anne.’’  Birisi kalbimi iki avucunun arasına almış sıkıyordu. Beynimde birileri bağırıyor, elimi kalbime götürdüğümde atışını fazlasıyla hissediyordum. Ufak bir ataktır sadece diye düşünürken iç organlarım sanki yer değiştiriyordu. Vücudumda bir şeyler oluyordu, ağlayamıyordum, çözemiyordum. Delirmek üzereydim. Ben bu duygularla cebelleşirken otobüs şehre geldi.
Kendimi toparlayıp otobüsten indim. Bir taksiye atlayıp gideceğimiz yeri söyledim. Sigara yaktım. Bir tane de şoföre uzattım. Sigaramı içerken ellerim titriyordu. Ne olacağını bilemiyordum. Annem hastaydı, evet hastaydı. Taksi evin önüne yanaşırken parayı uzattım araba durduğunda ise inemiyordum. Adamla dikiz aynasından birbirimize bakıyorduk. Adam da şaşırmıştı. ‘’Bir şey mi oldu abla?’’ deyince cevap vermeden attım kendimi arabadan. Apartman kapısı açıktı. Asansöre binip üçüncü katın düğmesine bastım. Dönüp aynada yüzüme baktım, donuk gözlerim iki ölü balık. Daire kapısı açıktı. Kapıda fazla ayakkabı vardı, bir hasta için çok fazlaydı bu kadar ziyaretçi. İçeri girdim herkes dönüp bana baktı. Önce çocukluk ve gençlik yıllarımı geçirdiğim odama doğru yürüdüm. Kapıda durup odaya baktım, yaşadıklarım geçti gözümün önünden. Camın önünde gizli gizli sigara içişlerim, şu yatağın üzerinde aşk acısı çekip zırlamalarım… Çantalarımı bırakıp annemlerin yatak odasına geçtim. Babam yatağın üzerine oturmuş ağlıyordu. Hemen çıktım mutfağa gittim. Ocağın üzerindeki annemin her yıl aşure yaptığı kazanda helva karılıyordu. Her şey garipti. Salona girdim. Teyzelerim, halam, dayılar, amcam, kuzenlerim ve tanıdık tanımadık birkaç kişi daha hepsi ağlıyordu. En büyük teyzem kalkıp bana sarıldı. Beni teselli ederken o ağlıyordu. Annem hala yoktu.
 
Kanepenin köşesine kıvrılıp oturdum. İçeride bir sessizlik ve iç çeke çeke ağlamalar vardı. ‘’Annem nerede?’’ dedim sakince. ‘’Annen öldü.’’ Baktım o telefondaki ses. O sırada algılayamamışım amcamın oğlu Serkan’mış. Küçükken de böyle duygusuz bir çocuktu. Babası karısıyla hiç ilgilenmeyen bir alkolikti. Günün birinde -o günler internetin her eve yavaş yavaş bağlandığı günler- evin annesi chati keşfetmişti Bir adamla tanışıp konuşmaya başlamış zamanla arkadaşlığın boyutu ilerlemişti. Telefonla görüşmeye başlamışlar ve amcam konuşmaların birine şahit olmuştu. Bu olay sonucunda evlilikleri bitmedi ama henüz beş yaşında olan Serkan’ın çocukluğunda ve bugününde annesinden içten içe nefret etmesine sebep oldu. Çocuk o hararetli tartışmalardan annesinin babasını aldattığını çıkarmıştı.
Serkan, ‘’Annen öldü’’ deyince bağırmaya başladım.
‘’Tamam anladım öldü, hasta değil, ama nerede?’’
Bütün gözler üzerime çevrildi. Halam hastanede olduğunu söyleyince ‘’O zaman hastadır’’ dedim. Serkan yine o robot sesiyle ‘’Annen öldü’’ deyince etraftakiler ağlayan gözlerle Serkan’a dönüp ‘’Şşş!’’ demeye başladılar. Hastaneye gitmek istiyorum dediğimde babamın sesi duyuldu, ‘’Kalk gidiyoruz.’’
Normal olan benim ağlamamdı. Babamla birbirimize sarılmamız birbirimizi teselli etmemizdi. Ama bugün hiçbir şey normal değildi. Annem hasta değildi, babamla birbirimize sarılıp ağlamıyorduk.

G,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder