13 Ekim 2013 Pazar

franz kafka- günlükler

Edebiyat yazarın da okuyucunun da sözünü dinlemez. Ve siz tıpkı Max Brod gibi ona engel olamazsınız. Kafka ölümünün ardından yayıncısı ve dostu Brod’ a ‘’Hepsini yak’’ diyerek tüm yazılarını yakmasını istedi. Brod edebiyatın söz dinlemezliğine engel olamadı ve kırk bir yaşında ölen Kafka’ nın yazılarını yakamadı. Eğer edebiyat aklı başında olmayı seçseydi dünya edebiyatı Franz Kafka’yı tanıyamayacaktı. 

Kafka matbaadan henüz çıkmış kitabını –okumak istediği okula, evlenmek istediği kadına karşı çıkan- babasına getirdiği bir akşam ‘’Kitabı komodinin üstüne koy’’ diyen babasını hiçbir zaman affetmedi. Ve kafka babası yüzünden kendisini o iğrendiği hamamböceğine benzeterek yaşadı.

Kafka bir senatoryumda kan tükürürken yazıdan vazgeçti. Yazıyı hiçbir zaman bırakmadı ancak yazdığı şeylerin yayımlanmasını istemiyordu.

Modern dünya edebiyatına, belki de en çok tartışılan, yorumlara sığmayan ve biçim yönünden edebiyat akımlarına yerleştirilmesi zor eserler bıraktı. Gustave Flaubert’ten etkilenmesine rağmen gerçekçilik akımı içinde de yer almadı.  Lise yıllarından itibaren yoğun bir şekilde Friedrich Nietzche ile ilgilendi. Özellikle de Nietzsche’nin “Also sprach Zarathustra” (Böyle buyurdu Zerdüşt) eseri Kafka’yı büyülemiştir.

Günlüğe gelince, günlükler yazarların, sanatçıların aynalarıdır. Aynaya yansıyan görüntülerin aslının tersi olduğunu biliriz fakat artık bir şeyi daha bilmeliyiz ki Kafka bu gerçekliği yıkmış ve yansımayla aslının aynı olduğu bir görüntüyle karşı karşıya bırakmıştır bizi. Günlük yazan herkesin de bildiği gibi o bir iç sestir. Kimseye anlatamadığınız şeyleri ve kendinizle bile konuşamadığınız gerçekleri daha fazla saklamanıza ve yaşadıklarınızı unutmanıza izin vermez. Franz Kafka’nın Günlükler’inde de unutmamak üzere alınmış notlar var.


‘’Uyudum, uyandım,uyudum, uyandım; kepaze bir yaşam.’’

19 Temmuz 1910, Pazar 


Günlükler’de Kafka’nın tamamen kendisi var. Ve okudukça onun içindeki gerçek umutsuzluğu keşfediyorsunuz. Sevgilerini, aşklarını, nefretini kısacası yaşadığı tüm duyguları bu umutsuzluğun içinde yeşertmiş Kafka. İnsanın umutsuz olmasına rağmen yalandan yarattığı umutlar yok, tamamen umutsuzluk ve bu umutsuzluğun insancıllığı var.
Kimi yazarlar fazlasıyla hayatın içindedirler ve bu içinde oldukları yaşamı anlatırlar. Kafka’nın 1951’de yayımlanan bu kitabında bugünlerde yaşadığınız tüm duygularla karşılaşacaksınız. Kafka’nın şu satırlarıyla anlıyoruz ki bugün hissettiğimiz duygular bundan yarım asır öncede yaşanmış duygular.

Umutsuzluğa mı düştün? 
Evet? Umutsuzluğa düştün? 
Kaçıyor musun? Saklanacak mısın?

Flaubert’in “O daha yaşamın içine girmeden, yaşam onun içine girdi.” Cümlesi Kafka’yı özetlemeden anlatmaya yetiyor zaten.

Kitabı okurken adeta Kafka karşınıza oturmuş bir şeyler anlatıyor size. O soruyor siz cevap veriyorsunuz ya da tam tersi.

“Kafamın içindeki muazzam dünya. Ama kırıp parçalamadan nasıl kendimi, nasıl bu dünyayı esenliğe çıkarabilirim? Onu kendime alıkoymaktan ya da içime gömmektense, kırıp parçalamam bin kez daha iyi. Zaten bu yüzden buradayım ve çok iyi biliyorum böyle olduğunu” (21 Haziran 1913). “ Zaten bu yüzden buradayım…”

Eğer Kafka’ya ‘’Nerede?’’ diye sormuyorsanız kitabı kapatıp Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektuplarla kafanızı boşaltmayı deneyin. Ama asla Kafka’dan vazgeçmeyin.
Ve son olarak Ferit Edgü’nün de dediği gibi Kafka’yı okuduktan sonra ekleyebiliriz: “ Ve yaşam hiçbir zaman yakasını bırakmadı. Son soluğunda bile.”


Foto: Kafka'nın Günlüğünden / Cem Yayınları / 1985

G,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder