24 Mart 2014 Pazartesi

saatler geçmeli


''ki sana değişe değişe aktım / kimi zaman bir japon gibi uykusuz kaldım''

-Turgut Uyar

Erken yorulmamalı, yavaş yaşamalı. Usul usul sevebilmeli. Göz altı sarhoşluklarına ''merhaba'' dememeli. ''Günaydın'' olmayan sabahlar kalmamalı. Sigara sayısı artmamalı. Boğaza yerleşen düğümü, kalbe oturan fili siktir etmeli. Kokular gelmeli-geçmeli ve gitmeli. İçimizden geçip yeryüzünün herhangi bir güzelliğine düşmeli. Çiçek açan ağaçlara, ılık rüzgara, bir çocuk gülüşüne yerleşmeli. Değişen vücut ısısıyla loş odaların ışığı açılmalı. Uyanmalı. Kendine gelmeli. Bozulan kimyayı düzeltip kocaman gülümsemeli öz'e kavuşmalı. Kalp çarpmamalı, atmalı. ''Anlamıyorsun'' diyebilmeli. Unutmamalı sözün devamını. İnsan, içindeki cümleleri o an'a o an dökmeli. Biriktirip sabahları zehir etmemeli. Tende iz bırakmamalı. Tende iz bırakmamalı. Tende iz bırakmamalı.

Saatler geçmeli uyku arasında açılan gözlerden. Saatler geçmeli sevişmelerden. Saatler geçmeli orgazm sigaralarından. Saatler geçmeli içimden. Saatler geçmeli kitaplardan, şarkılardan. Saatler geçmeli kedi özleminden. Saatler geçmeli ellerimizin arasında sızan adamlardan. Saatler geçmeli tahammülsüzlükten. Saatler geçmeli paranoyalardan. Saatler geçmeli kutsaldan, tutkudan, yalancıdan, şiirden. Saatler akıp gitmeli bir nehir gibi, sırtından.

Saatler geçip gitmiyor.

Bugün günlerden Ahmet Erhan. Acı, yüreğimden beynime sızar.

Bu iç döküş pink floyd - time, efes malt ve panik atak eşliğinde yaşanmıştır. Yayında ve yapımda emeği geçen -bilhassa'sız- tüm arkadaşlar güne kahveyle devam etsin. Ayrıca, bu duyguyu not alın geçmeyecek demiştim. Döndük dolaştık aynı yerdeyiz.

G,

18 Mart 2014 Salı

geç kalmamış ölü

''Coğrafya kaderdir'' derler eminim bunu da biliyorsundur. Sen hangi toprağın kokusuna bürünmüştün anlayamadım fakat ellerini şu yaşımın coğrafyası sandım. Tuttum sıkı sıkı. Sarıldım. Aldım kokusundan öptüm damarının. Adımlamadığım bir coğrafyadan geliyordu kokun. Şampuan firmasına ve tütüne değil annene borçlusun, bilmiyorsun ilk kez. Bu kadar kısa olduğunu tahmin edemediğim yolculuklarda çektim içime yeryüzünün yalancı şiirinin kokusunu. ''Bir gün yüzünü unutursam çok üzülürüm'' dediğim geceyi özleyip yüzünün tüm ayrıntılarını ve aydınlığına yazılan mektupları unutacağım günü bekleyeceğim sevgili kutsal tutku. 

Dün, takvimim hangi mevsim olduğu önemli olmayan bir ayın yirmi birinde durdu. Ben hep yirmi birlerde yitip, yitiriyorum, unutmam. Tüm kırgınlıklarda kendimi her şeye karşı suçlu hissederken hastane odasında tavanı seyreden gözlerim dikiliyor karşıma. İçim sancıyor, dindiremiyorum.

Bir acıya kiracı'nın yirmi yedinci sayfasına saklanmış takvim yaprağından, yaşımda okunmuş o kitaptan, dinmeyen gözyaşlarımdan ve en çok içime dolan kokudan bu kez kurtulamıyorum. Sola dönen tüm yolların çıkmaz sokak olduğunu unuttuğum içim kendimi suçluyorum. Suçluyorum. Suçluyorum.

Unutamayacağım anlara yenilerini ekledim, bir çift yeşil gözün içinden geçtim.
Bir koku daha kazanıp kendimi kaybettim.
En mühimi de bir zamanlar ömrüme damlayan okyanus kokusunu ve çilek reçeli tadını dün sabah yitirdim.

G,