18 Mart 2014 Salı

geç kalmamış ölü

''Coğrafya kaderdir'' derler eminim bunu da biliyorsundur. Sen hangi toprağın kokusuna bürünmüştün anlayamadım fakat ellerini şu yaşımın coğrafyası sandım. Tuttum sıkı sıkı. Sarıldım. Aldım kokusundan öptüm damarının. Adımlamadığım bir coğrafyadan geliyordu kokun. Şampuan firmasına ve tütüne değil annene borçlusun, bilmiyorsun ilk kez. Bu kadar kısa olduğunu tahmin edemediğim yolculuklarda çektim içime yeryüzünün yalancı şiirinin kokusunu. ''Bir gün yüzünü unutursam çok üzülürüm'' dediğim geceyi özleyip yüzünün tüm ayrıntılarını ve aydınlığına yazılan mektupları unutacağım günü bekleyeceğim sevgili kutsal tutku. 

Dün, takvimim hangi mevsim olduğu önemli olmayan bir ayın yirmi birinde durdu. Ben hep yirmi birlerde yitip, yitiriyorum, unutmam. Tüm kırgınlıklarda kendimi her şeye karşı suçlu hissederken hastane odasında tavanı seyreden gözlerim dikiliyor karşıma. İçim sancıyor, dindiremiyorum.

Bir acıya kiracı'nın yirmi yedinci sayfasına saklanmış takvim yaprağından, yaşımda okunmuş o kitaptan, dinmeyen gözyaşlarımdan ve en çok içime dolan kokudan bu kez kurtulamıyorum. Sola dönen tüm yolların çıkmaz sokak olduğunu unuttuğum içim kendimi suçluyorum. Suçluyorum. Suçluyorum.

Unutamayacağım anlara yenilerini ekledim, bir çift yeşil gözün içinden geçtim.
Bir koku daha kazanıp kendimi kaybettim.
En mühimi de bir zamanlar ömrüme damlayan okyanus kokusunu ve çilek reçeli tadını dün sabah yitirdim.

G,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder